Ekonomiye Temel Bakış Açısı

Ekonomiye Temel Bakış Açısı

Etrafınızdan hep duyuyorsunuzdur ekonomi yapmam lazım diye. Peki ekonominin gerçekten terimsel anlamı dışında ne kadar işleyişi olduğunu biliyor musunuz? İllaki hayat tecrübelerinizden bir yorumunuz olacaktır. Ama aslında ekonomiye temel bakış bilinmesi gereken konulardan biridir. Çünkü ekonominin ne olduğunu bilmezseniz ne tasarruf yapabilirsiniz ne de yatırım planları gerçekleştirebilirsiniz. En temel anlatımıyla ekonomiye göz atalım,

Ekonomi Nedir?

Ekonomi kendi başına, diğer sosyal bilimlerden ayrı bir disiplindir. Üretim, tüketim, ithalat, ihracat, dış ticaret, borçlanma, vergiler, piyasalar ve daha fazlası ekonominin ilgilendiği konulardır. Temelde ekonomi, üretmek ve üretiminden elde edilen çıktıları bölüştürmek ile ilgilenir.

Ekonominin sözlükteki tanımı, sınırsız insan kaynaklarının sınırlı kaynaklar ile karşılanmasıdır. Bu durumda tercih problemi ortaya çıkmaktadır. Ekonomistler, bizim elimizdeki parayı nereye ve ne kadar harcadığımızı bilmek isterler. Her ay maaşımızın bir kısmını kira, faturalar, giyim ve yemek gibi birtakım ihtiyaçlarımız için harcıyoruz. Maaştan geriye kalan kısımla ne yaptığımız, işte tam da ekonomistlerin merak ettiği konudur! Kalan paramızla eskiyen montumuzun yerine yenisini mi alıyoruz yoksa daha elimizdeki telefon yepyeniyken son çıkan ünlü akıllı telefonu mu satın alıyoruz? Ekonomi bilimi, sizlerin de anladığı üzere tüketicilerin tercihleri ile ilgileniyor.

Ekonomi döngüsüne baktığımızda, üç temel faktör görüyoruz: üretici, tüketici ve devlet. Devlete ait ya da özel sektör mülkiyetinde olan firmalar, insanlar için üretim yapıyor. Üretilen ürünlerin bir kısmı ülke içinde hane halkına ihtiyaçlarını karşılaması için dağıtılırken bir kısmı da diğer ülkelere ithal ediliyor. Ülkedeki para hem hane halkından hem de dış devletten gelen para ile artmış oluyor. Hayır! Aslında bu yanlış… Para bir yerde birikmiyor, devamlı el değiştiriyor. Buna paranın dolaşım hızı diyoruz. Milli gelir, harcama yöntemi ile ölçülüyor.

Ülkede ne kadar çok al – sat olursa, ülke ekonomisi o denli büyüyor. Ancak ekonominin büyümesi her zaman olumlu anlam taşımayabilir. Burada, büyüme ile kalkınma arasındaki farkı görüyoruz. Bir ülkenin ekonomisinin iyi, halkın refahının yüksek olabilmesi için ekonominin hem kalkınmış hem de büyümüş olması gerekmektedir. “Nasıl yani?” diyorsunuz muhtemelen. Az evvel dediğimiz gibi, milli gelir harcama ile ölçülen bir kalemdir. Yani ne kadar harcama olursa o kadar ekonomi büyür. Ancak ya harcamalar dışarıya olursa?

Tam burada, dış borç dediğimiz kavram karşımıza çıkar. Bir ülkenin ekonomisinde dış borç miktarı fazlayken de ekonomi büyük olarak nitelendirilebilir. Ancak ekonominin kalkınmış olması için dışa bağımlı olmaması gerekir. Hemen bunu da açıklayalım: Firmalar üretim yapıyor, ancak üretim yapacakları hammadde ve ara malları ülke içerisinde bulamıyorlar. Mecburen yurtdışından ithal ediyorlar. Sürekli yurtdışından mal ithal ettikleri için üretim yapabilmeleri, ithalata bağımlı hale geliyor. Firmalar ürün üretip satıyorlar; ekonomi büyüyor; ancak ekonomi dışa bağımlı olarak büyüyor; kalkınmıyor.

Kalkınmış bir ekonomi ve refah seviyesi yüksek bir devlet için, ülkelerin imalat sanayine gereken önemi vermesi; hammadde ve ara mal üretmeleri gerekiyor. Böylelikle yurtiçinde bir ekonomik değer oluşmuş oluyor.

68

Henüz Yorum Yok

Yorum Yaz